Üniversiteye Giriş Sınavlarında Felsefe Grubu Dersleri Hangi Kapının Mandalı?

Onur TULUK

 

Eğitim konusunun ne derece netameli bir konu olduğunu, kişisine göre ne kadar farklı bakış açılarının olabildiğini hepimiz biliyoruz. Bu nedenle aşağıda lafı yer yer uzatmak zorunda kaldığımı ve ana konudan zorunlu parantezlerle ayrıldığımı baştan belirteyim. Ayrıca en azından ortalama bir okur değilseniz veya iki satırı aşan cümlelerde cümlenin başını unutan bir okur iseniz zahmet edip de okumaya girişmeyin, zaten anlamazsınız.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere, yazının esas konusu üniversiteye giriş sınavlarında felsefe grubu derslerinin, yani Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji ve Mantık derslerinin yeri. Ancak konunun tarihsel açıdan değişim göstermesi ve farklı belirleyicilerinin olması nedeniyle öncelikle bazı saptama ve hatırlatmaları yapacağız. Sonrasında ise felsefe grubu derslerine üniversiteye giriş sınavlarında hak ettiği değerin verilip verilmediğini tartışacağız. Burada bir sınırlama daha yapalım: Konuyu orta öğretim müfredatında bu derslere verilen yer bağlamında da tartışmak gerekiyor. Ancak biz burada psikoloji-sosyoloji-mantık derslerinin müfredattaki yerini tartışmayacağız.

 

Öncelikle, başlıkta da görüldüğü gibi felsefe grubu dersleri diyoruz, bunu derken kastettiğimiz sadece felsefe değil; aynı zamanda ve özellikle psikoloji-sosyoloji-mantık dersleridir. (Yazının devamında bu üç derse kısaca PSM diyeceğim.)

Yine burada hemen belirtelim: Bu yazı çerçevesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin YGS-LYS kapsamına alınması ve felsefe grubu dersleri içerisinde ele alınmasının doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgili herhangi bir tartışmaya girmeyeceğiz. Bu ayrı bir tartışma ve yazı konusu olur.

Burada bir parantez açarak, kendi kişisel kanaatimi ve tarafımı belirteyim (senin kişisel kanaatin bizi ilgilendirmez diyenler aşağıdaki paragrafı okumadan geçebilir):

“Genelde din özelde İslam ve mezhep tartışmalarının çokça yaşandığı ülkemizde tartışmaların sağlıklı bir zemine oturması ve insanımızın dinini falan ya da filan grup veya hizbin (birçoğu kıymeti kendinden menkul) hocasından öğrenmesi yerine devletin öğretmenlerinden ve devletin belirlediği bir müfredat ve içeriğe göre öğrenmesinin bugün için daha yerinde olduğunu düşünüyorum. Bunun laikliğe gölge düşürmekten ziyade laiklik için de bir teminat olacağını, zaten Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bizzat devlet eliyle ilahiyat fakülteleri ve imam hatip okullarının açılmasının temel gerekçesinin de bu olduğunu düşündüğümü de ekleyeyim.”

İkinci olarak, üniversiteye giriş sınavlarını bildiğiniz gibi Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kararlarına veya ilgili mevzuat hükümlerine istinaden ÖSYM yapmaktadır. (Kaynak: ÖSYM) ÖSYM (YÖK kararları ve ilgili mevzuata dayanarak) üniversiteye giriş sınavlarının şekli ve kapsamı ile birlikte farklı puan türlerini ve hangi bölümlere hangi puan türleri ile girileceğini:

  • 1974’den (kuruluşundan) itibaren önce Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezini (ÜSYM) adıyla;
  • 1981’den itibaren Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) adı altında Yükseköğretim Kurulunun bağlı bir kuruluş olarak ve
  • 2011’den itibaren Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (kısaltması yine ÖSYM) adıyla idari ve mali yönden özerk bir kuruluş olarak

belirlemektedir. (Detaylar için bakın: “ÖSYM’nin Tarihsel Gelişimi”)

Üçüncü olarak, Üniversiteye giriş sınavlarını kapsamı ve şeklini belirleme konusunda tamamen özerk olduğunu (en azından 2011 öncesinde) veya kısaca ÖSYS diye adlandırılan bu sistemi kurarken, temel ilkelerini ve kapsamını belirlerken MEB ve YÖK gibi kurumlardan bağımsız şekilde hareket ettiğini elbette düşünemeyiz. Dahası yükseköğretime geçiş konusu her hükümet için ve özellikle de darbe dönemleri gibi kırılma dönemlerindeki iktidarlar için daima önemli bir gündem maddesi olmuş ve hemen her büyük darbe sonrasında yükseköğretime ve yükseköğretime geçiş sistemine ilgili kurumlar aracılığıyla (YÖK ve ÖSYM) müdahaleler olmuştur.

Dördüncü olarak, bu müdahalelerin konumuz açısından önemli olanlarının başında 28 Şubat post-modern darbesi sonrası yapılan değişiklikler geliyor. (ÖSS-ÖYS şeklindeki iki basamaklı sistemden sadece ÖSS’ye dayalı tek basamağa ve alanlara bağlı farklı katsayı uygulamasına dayalı sisteme geçiş. Bu değişikliklerin konumuzla ilgisine aşağıda biraz daha geniş şekilde değineceğim.)

Beşinci olarak, üniversiteye giriş sınavları 2010 itibariyle YGS ve LYS olmak üzere iki basamaklı ve çok oturumlu sınavlara dönüşmüştür.

Artık yavaştan asıl konumuza girelim:

YGS’de felsefe dersi 8 artı 5 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (ve/veya yerine cevaplanacak 5 felsefe) sorusu ile sınavın %5-8’ini oluşturmaktadır.

LYS aşamasında ise Felsefe Grubu Testi, LYS 4 oturumunda bağımsız bir test olarak ve 8 Psikoloji, 8 Sosyoloji, 8 Mantık ve 8 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi olmak üzere toplam 32 soru ile yer almaktadır.

Bu sayısal durumun gerçek ifadesi, yani Felsefe Grubu derslerinin üniversiteye girişteki gerçek yerini anlayabilmek için bakmamız gereken gerçek yer ise Felsefe Grubu Testinin LYS’deki yeridir. Bunun için de, Felsefe Grubu Testinin hangi puan türleri üzerinde etkili olduğu, bu etkinin oranı (sayısal değeri) ve daha sonra da bu puanlarla hangi bölümlere girilebildiği (ya da daha önemlisi hangi bölümlere girişte etkisinin olmadığı)nın ortaya konulmalıdır.

 

Dolayısıyla Felsefe Grubu Testi, LYS sonucunda oluşan MF 1-2-3-4, TM 1-2-3, DİL 1-2-3 puanları üzerinde hiçbir etkisi olmayan sadece TS 1-2 puanları üzerinde etkisi olan bir testtir. (LYS'deki testler ve ağırlıkları için buraya bakabilirsiniz, aynı sayfada 2015 ÖSYS Kılavuzuna göre hangi testlerin ve derslerin hangi puan türünde yüzde (%) kaçlık etkisinin olduğu ile ilgili bilgileri de bulabilirsiniz.)

Peki, TS 1-2 puanlarıyla hangi bölümlere girilebilmektedir?

TS - 1 Puanlı Lisans Programları buradan, ve TS - 2 Puanlı Lisans Programları da buradan incelenebilir. Ancak biz hemen belirtelim: Bu sayfalarda ne göreceğinizden daha önemli olan şey ne(leri), hangi bölümleri göremeyeceğinizdir.  

Peki, Felsefe Grubu dersleri olarak Psikoloji, Sosyoloji ve Mantık derslerinin bir sosyal bilim ve bir yükseköğretim programı olarak Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Sosyal Hizmet, Felsefe, Çocuk Sağlığı ve Gelişimi  Çocuk Gelişimi v.b. bölümler ile bir ilgisi var mıdır? Daha doğrusu bu programlara girişte herhangi bir etkisi, bir payı, bir katkısı var mıdır?

Bu yazının esas konusu işte bu son sorudur.

Gerçekten PSM (Psikoloji-Sosyoloji-Mantık) derslerinin ve tabii disiplinlerinin, bir yükseköğretim programı olarak Psikoloji, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Sosyoloji, Sosyal Hizmet gibi adı ve kapsamı ile doğrudan bu derslerle örtüşen bölümlere girişte etkisi 0 (yazıyla “sıfır”)dır.

Dahası; kapsamında, müfredatında Psikoloji ve Sosyoloji derslerinin doğrudan veya dolaylı olarak yer aldığı başta Hukuk Fakültesi olmak üzere, İktisat, İşletme, Kamu Yönetimi, Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler gibi bölümlere girişte de bu derslerin etkisi 0 (yazıyla “sıfır”)dır.

Yine bu bölümler gibi TM (Türkçe-Matematik, eski adıyla Eşit Ağırlık) puanıyla öğrenci alan öyle bölümler vardır ki, bu bölümlere girecek bir öğrencinin psikoloji ve sosyoloji ile ilgili birikimlerinin-öğrenmelerinin hiçbir şekilde ölçülmemesi-sorulmaması hangi mantıkla (pardon istemeden “mantık” dedim) izah edilebileceğini gerçekten merak ediyorum. Hangi bölümler diyenler için sayalım:

Özel Öğretim Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği, Siyaset Bilimi ve Kamu YönetimiSiyasal Bilimler, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, Girişimcilik, İnsan Kaynakları Yönetimi, Bilim Tarihi, AntropolojiSosyal ve Siyasal Bilimler, Çocuk Gelişimi v.s. v.s.

Şimdi, burada:

  • Felsefenin insan düşünmesine ve topluma katkıları;
  • Sosyolojinin bir gencin yaşadığı toplumu, toplumsal yapıyı tanımasına, toplumsal değişme ve olayları doğru tahlil etmesine katkısının ne derece büyük olduğu;
  • Psikolojinin bireyin kendisini ve insanı tanımasına, insanların neden ve nasıl davrandıkları ile ilgili bir fikir, bir tolerans ve nasıl bir öngörü kazandırdığı;
  • Mantığın bir ders olması ötesinde, doğru düşünme ve olup bitenlerle ilgili fikirleri doğru değerlendirme noktasında bireye nasıl büyük bir katkıda bulunabileceği ile ilgili

gevezelikler yapmayacağım. Çünkü bu yazıyı buraya kadar merak edip okudu iseniz zaten bunları biliyor ve teslim ediyorsunuzdur.

(Coğrafya ve Türk Edebiyatı öğretmeni meslektaşlarım alınmasın ama) şunu sormadan geçemeyeceğim:

Psikoloji-sosyoloji-mantık hangi kapının mandalı?

Sosyoloji, Psikoloji, Özel Öğretim Öğretmenliği, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Hukuk, Siyaset Bilimi, İktisat, İşletme, Çocuk Gelişimi, İnsan Kaynakları Yönetimi, Antropoloji ve daha bir sürü TM puanlı bölüme girecek üniversite adaylarının PSM dersleri, Edebiyat’tan ve Coğrafya’dan daha az mı işine yarar? Psikoloji-sosyoloji-mantık dış kapının mandalı mıdır?

Bu nasıl saçmalıktır? Bu dağılımı belirleyenler hangi akademisyenlerdir, nerede yaşarlar, nasıl yaşarlar? Ne okumuşlar, ne okutmuşlardır?

Yanlış anlaşılmasın:

Nerede yaşadıklarını sorarken, “Onları bir bulursam ben yapacağımı biliyorum!” demiyorum. Sadece gerçekten bu çağda ve bu ülkede mi yaşıyorlar ve dahası bu sistemi kuranlar gerçekten eğitimci midir, sosyal bilimlerden ve bu derslerin içeriklerinden haberleri gerçekten var mıdır? Hangi alanının uzmanıdırlar?

Bunu merak ettiğim için soruyorum.

Bu yazının konusunun Üniversiteye Giriş (veya Yükseköğretime Geçiş) sınavlarının tarihi olmadığını başta belirttik.

Ancak eski adıyla ÖSS-ÖYS, yeni adıyla YGS-LYS diye bilinen ÖSYS’(Öğrenci Seçme Yerleştirme Sistemi)nin kırk yıllık hikâyesinde (ve tabii ki, Türkiye olarak ülkemiz tarihinde) keskin etkileri olan 28 Şubat post-modern darbesinin genel olarak eğitim hayatımıza ve özelde üniversiteye giriş sınavlarına ilişkin etkisine burada tekrar değinmek gereklidir.

Bilindiği gibi, 28 Şubat 1997’den sonra eğitim kurumunda da çıkış noktası sosyal veya ekonomik sebepler değil de, ideolojik saikler olan bir takım hızlı ve plansız (ve tabii ki, demokratik olmayan) değişimler yaşandı.

Bu değişimlerin somut hali ÖSS ve ÖYS’den oluşan iki basamaklı ÖSYS’nin tek basamaklı hale dönüştürülmesi idi. İmam Hatipler ile birlikte bütün meslek liselerine yönelik alan ayrımının ve farklı katsayı uygulamasının getirilmesi ise sonuçları itibariyle vahim olan bir uygulama idi.

Bu uygulama, yıllar içerisinde özellikle dini hassasiyetlerle çocuklarını imam hatip okullarına gönderen/göndermek isteyen muhafazakâr çevrelerce yıllarca eleştirildi. Yine imam hatiplerle birlikte tümüyle mesleki eğitimin bitirildiği dile getirildi. (İronik bir şekilde, 28 Şubat’a destek veren iş adamlarımız ve iş çevreleri aradan birkaç yıl geçip de fabrikalarında çalışacak işçi bulamaz, o meşhur tabirle “ara eleman” ihtiyaçlarını karşılayamaz olunca “Meslek lisesi, memleket meselesi” sloganıyla mesleki eğitim savunması yaptılar.)

ÖSYS ile ilgili 28 Şubat eksenli uygulamaların bu yönü çokça dile getirildi ve nihayet 2012 itibariyle bütün alan ayrımlarının ve farklı katsayı uygulamalarının kaldırılması ile çözüldü. (Bu çözüm elbette sadece sınav sistemi ile sınırlı olan bir çözüm, yoksa 12 yıl devam eden bu yanlış uygulamanın sonuçları itibariyle tamir edilmesi belki bir on yıl daha alacaktır.)

Ancak Felsefe Grubu derslerinin (özellikle PSM) durumunda değişiklik oldu ise de eski (1999 öncesi, 28 Şubat öncesi) durumuna gelmedi.

Neydi eski durum? Yani 1999 öncesi sınav sistemi içinde PSM derslerinin yeri neydi?

{REKLAM336-280}  

Bu soruya 1981-1999 arası sınav sisteminde hangi basamakta hangi derslerden kaç soru sorulduğu ve hangi puan türlerinin olduğu, bu puan türlerinin hesaplanmasında PSM derslerinin katsayısı neydi gibi daha detaylı bir analiz yapmanın asıl konumuza bir katkısı olmayacağı için şimdilik detaylı şekilde cevap aramaya gerek yok.

Şu kadarı bile Felsefe Grubu (özellikle PSM) derslerine 1999 öncesinde hak ettiği değerin, bir ölçüde de olsa, verildiğini göstermeye yeterlidir:

1999’a kadar PSM derslerinin etkisinin daha fazla olduğu bir puan türü vardı: Sosyal (S) Puanı. S puanı biraz önce yukarıda birkaç defa saydığımız Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık başta olmak üzere bugün TM puanı ile öğrenci alan birçok bölümün puan türü idi.

Bugün olması gereken nedir?

Bu soruya eskiye dönelim ve yine mevcut puan türlerine S (Sosyal) Puan türünü ekleyelim demek mümkün değil. Mümkün değil, çünkü eskiyi olduğu gibi canlandırma beklentisi aradan geçen zamanı ve günümüzde 20 yıla yakın zamanda nelerin değiştiğini görmezlikten gelmek olur.

Öte yandan 2016’dan sonra bugün YGS-LYS adıyla uygulanan iki basamaklı çoktan seçmeli testlere dayalı sınav sistemini değiştirmek için MEB, YÖK ve ÖSYM’nin çalışmalarının ve hazırlıklarının olduğunu konuyla ilgilenenler biliyor.

Beklentimiz, 2015 – 2016 öğretim yılı ve 2016 ÖSYS için değilse bile, yeni (yeniden düzenlenecek, bir kez daha değişecek) sınav sisteminde Felsefe Grubu derslerinin (Psikoloji-Sosyoloji-Mantık) derslerinin hak ettiği yeri almasıdır.

Üniversiteye Giriş Sınavlarında Felsefe Grubu Dersleri Üvey Evlat mı?

 

2017 ÖSYS Tercihleriniz için Temmuz 2017 ÖSYM verilerine dayalı taban puanlar, başarı sıralamaları, puan türleri ve kontenjanlarla üniversite tercih robotu burada, tıklayın!

Yorumlar